Deprecated: Function create_function() is deprecated in /home/tilsimlig/public_html/wp-content/plugins/revslider/includes/framework/functions-wordpress.class.php on line 258

Deprecated: Function create_function() is deprecated in /home/tilsimlig/public_html/wp-content/plugins/easy-social-share-buttons3/lib/modules/social-profiles/essb-social-profiles-widget.php on line 3
Haberler - Tılsımlı Gömlekler
+90 212 583 32 75
Bu büyük Türk hakanı ve âliminin gerçek adı Mehmet Taragay’dı; ama tüm dünya, bu değerli bilimadamını Uluğ Bey olarak tanıdı. Timur’un torunu, yıldızların şifrelerini çözen, gökyüzüne rehberlik eden Uluğ Bey, küçük yaşlardan itibaren yıldızlara, gökyüzüne çok meraklıydı. Aslına bakarsanız başlı başına incelenmesi; yaşamı, eserleri, yaşadığı zorluklar üzerine kapsamlı bir çalışma içinde değerlendirilmesi gereken, ibret verici ve bir o kadar da muhteşem bir hayat hikâyesine sahiptir Uluğ Bey. Onun trajik bir son ile Hakk’a yürümesi son derece hüzünlü ve bir o kadar da düşündürücüdür. Onu katleden kişinin kılıcı o kadar keskindir ki büyük âlimin kemiklerindeki kılıç izleri, incelemelerde ibret verici olarak akıllarda kalmıştır. Uluğ Bey Zîci; Zîc-i Uluğ Bey, Zîc-i Gürgânî, Zîc-i Hakani Zîc-i Cedîd-i Sultani olmak üzere 4 kitaptan oluşmaktadır. Bir sonraki sayfada yer alan resim, astroloji ile ilgili hesaplamaları barındırmakta olan eserindendir. 4 kitabın konu içerikleri trigonometrik, astronomik, coğrafi ve astrolojik hesaplamalardan oluşan tablolardır. İlk kitap takvim ve kronolojiyi içermektedir. Uluğ Bey, kendi hesaplama yöntemleri ile 683 kadar bölgenin koordinatlarını hesaplayarak eserinde paylaşmıştır. Galileo’dan günümüze pek çok bilimadamı bu eserden faydalanmıştır. Fakat ne yazık ki bu önemli eserin aktarımında, çevirilerinde bazı yanlışlar, eksiklikler vardır. Boğaziçi Yazma Eserler Koleksiyonu’nda Mehmed Es’ad adına “temellük” kaydı ile şahsi mührü bulunan yazma eserde […]
Harezmî, matematikte sıfır (0) rakamını bulan, kullanan ilk âlim. Muhammed bin Musa al-Khwarizmî Harezmî (D.780-Ö.850) matematik dehası, coğrafya, astronomi ve astroloji, geometri uzmanı Türk kökenli Müslüman âlimdir. Araplar tarafından El-Harezmî, Batılılar tarafından Al-Khwarizmî, Türk İslâm dünyasınca ise Beytül Hikme olarak tanınmaktadır. Yetişmesi, hissettikleri ile ilgili bizlere sadece ipuçları bırakmıştır. Harezmî’nin çalışma ve eserlerinden yola çıkarak yaptıklarını değerlendiriyoruz ve onun hakkında fikir sahibi oluyor; onu daha yakından tanımaya çalışıyoruz. Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında çok sayıda eser verdi. Zîc-ü’l Harezmî adlı eserinde ise astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve cetvellerini de verdi. Sıfırı bulan Harezminin yapmış olduğu Astronomi ve Astroloji çalışmaları rasatlar gözlem ve hesaplamalar günümüzde halen en saygın hali ile kullanılmaktadır. Harezmî, ilim araştırmaları için Bağdat’a gitti. Orada dönemin Abbasi Halifesi Memun, kurduğu kütüphanenin yönetimini Harezmî’ye verdi ve Harezmî, onun tarafından büyük hürmet ve destek gördü ve oradaki çalışmalarının ses getirmesi ile Darül Hikmet Bilimsel Araştırma Merkezi’ne başkanlık etti. Burada matematik, astronomi, astroloji alanında önemli çalışmalar gerçekleştirdi. Bununla da yetinmeyerek Hindistan’da araştırmalar yaptı. Matematikte devrim niteliğinde çalışmalara imza atmış; astronomi, astroloji alanında önemli araştırma ve çalışmalar yaparak devrinin çok sonrasını görebilen dâhi bilim adamlarından biridir Harezmî. Günümüzde de Harezmî’nin elyazması eserleri uluslararası kütüphanelerde sergilenmektedir. ‘Türk Medeniyetlerinde Astroloji Astronomi ve […]
ZÂYİRÇE Yıldızların hareket ve konumlarını gösteren cetvel, bu tür cetvellere dayanarak istikbali keşfetme yöntemi. Bir görüşe göre zâyirçe (zâîrçe) Arapça zevr (ziyaret) kökünden türeyen zâir (ziyaret eden, ziyaretçi) kelimesinin sonuna Farsça küçültme eki “-çe”nin getirilmesi, bir başka görüşe göre zâir ile câe (geldi) fiilinin birleştirilmesi suretiyle oluşmuş, bir diğer telakkiye göre ise Farsça zîç kelimesinden zâyîçe şeklinde türetilmiş olup bazı bölgelerde zâyirçe biçiminde telaffuz edilmiştir. Zâyirçe ve zâyîçe zaman zaman eş anlamlı gibi kullanılmış, bazan birincisi astronomi, ikincisi astrolojinin karşılığı kabul edilmiştir. Terim olarak yıldızların belli bir zamandaki yerlerini ve durumlarını gösteren cetveli, yıldızların ve burçların vaziyet ve hareketlerinden hüküm çıkarıp geleceği keşfetme yöntemini ifade eder. Zâyirçe, yıldızların vaziyet ve hareketleriyle sürat ve istikametlerini hesaplayan zîç ilminden faydalanılması ve gökyüzünün horoskopik haritasının oluşturulmasıyla yapılır. Arzın yörüngesine paralel şekilde devreden, yaklaşık 18 derece genişliğindeki bir daireden meydana gelen bu cetvel 30’ar derecelik eşit kısımlara ayrılır. Bu kısımların her biri yılın bir ayına tekabül eden bir burcu temsil eder. Günümüz astrologlarının çoğu, Batlamyus’un Tetrabiblos adlı eserinde yer alan ve sonsuz çeşitlemesi bulunan temel horoskopi- yi kullanmaktadır. Yerin dönme ekseni bir topaç gibi yavaşça “kafa salladığından” yıldızlar her yıl aynı noktaya dönmez. Dolayısıyla belli bir yıldızın konumu uzun bir süre boyunca ölçüldüğünde bunun […]
Astroloji ve Astronominin Babası Uluğ bey başta olmak üzere Gıyaseddin Cemşid Kazızade Rumi ve döneminin pek çok değerli Aliminin Bilim insanın eğitiminden geçmiş Büyük Alim Ali Kuşcu ‘nun hakka yürüyüşünün 543ncü senesi. Büyük alim Astroloji astronomi ve matematik bilginidir. Birçok bilim alanında eserler veren Ali Kuşçu, 1403 yılında Semerkand’da dünyaya gelmiş, 16 Aralık 1474 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Babası Timur’un (1369-1405) torunu olan Uluğ Bey’in Doğancıbaşısı idi. “Kuşçu” lâkabı buradan gelmektedir. Ali Kuşçu, Semerkand’da doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dahil olmak üzere, Kadızâde-i Rûmî (1337-1420) ve Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşî (?-1429) gibi dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi astroloji dersleri almıştır. Ali Kuşçu’nun astroloji astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu önemli eserleri vardır. Bu eserlerden bazıları Risale-i fi’l Hey’e (Astronomi& Astroloji) Şerh-i Tici Uluğ Bey (Astronomi& Astroloji) Risale-i fi’l Fethiye (Astronomi, Astroloji, Risale-i fi’l Hey’e adlı eserinin Arapçasıdır) Risale fi’l Muhammediye (matematik, cebir ve hesap) Unkud-üz-Zevahir fi Man-ül-Cevahir]] (Günümüz Türkçesi: Mücevherlerin Dizilmesinde Görülen Salkım) Bu kıymetli değerli yoluma ışık olan büyük alimi DUA RAHMET ve SAYGIYLA ANIYORUM.
Bîrun Erkanından Müneccimbaşıların Ay Tutulmalarında Yaptığı Uygulamalar KARANLIK GECEYİ AYDINLATAN BEYAZ VE MAVİ IŞIĞIN HARMONİSİNDE RUHUMUZUN DERİNLİKLERİNE DOKUNAN AŞK’A SEVDA’YA İLHAM VEREN AY. AY Türk mitolojisinde doğum ve bereketin sembolü olan en önemli kutsal varlıktır. İslami Menkıbelerde de Erenler Kuş Kılığına girer. Tanrıça Umay Ana Gümüş saçlı ve kanatlı bir kadın olarak tasvir edilir. Hayat Ağacı İkonografilerinde, dallarında ruhları sembolize eden kuşlar görürüz. Hayat Ağacı ile ilişkilendirilen Umay Ana, Süt Ak Göl’den getirdiği ruhu çocukların ağzından damlatır. Osmanlı döneminde müneccimbaşılar Güneş ve Ay tutulmalarını daima titizlikle incelemişlerdir. Kayıt altına almış, padişah ve saray halkını bu konuda bilgilendirmişlerdir. Gereken tedbir ve izlenmesi gereken yollar konusunda rehberlik etmişlerdir. XV. yüzyılın sonları ile XVI. yüzyılın başlarında başlayan müneccimbaşılık müessesinde Osmanlı sarayında Bîrun erkanından olan müneccimbaşılar, aslen ilmiye sınıfına mensup medrese mezunu kişilerdir. Kuyruklu yıldızların geçişi, zelzele, yangın, Güneş ve Ay tutulmaları gibi önemli astronomi hadiseleri ile fevkalade olayların gözlemleri sonucu yaşanacak olumsuzlukları en aza indirebilmek için Tutulmanın gerçekleştiği burcun durumuna ve Ay derecesine göre sizlerle paylaştığım dua ve uygulamaları yaparlardı. Husuf namazı: Ay tutulmasından sonra kişinin kendi evinde tek başına kıldığı nafile bir namazdır. (H.S.F) kökünden “husûf” sözlükte; güneş ve ay tutulmasını ifade eden iki mastar. Husûf ay tutulması için kullanılır. Husûf geceleyin […]
BUGÜN seçim var, sandıktan çıkacak sonuçlar millete ve memlekete hayırlı olsun! Gazete yazarlarının seçim günlerinde konu bulmaları zordur, zira seçim yasakları o gün bütün şiddetleri ile hüküm sürerler, dolayısı ile siyaseti çağrıştıracak tek kelime edemezsiniz, üstelik siyasi partilerden biri yazdıklarınızdan nem kapıp şikayette bulunabilir ve sonra uğraşıp durursunuz… Dolayısı ile bugün siyaset ile hiç alâkası olmayan ama milletçemerak duyduğumuz bir konuda; müneccimler”, yani yıldızlar vasıtası ile geleceği belirleyenlerle ilgili birşeyler yazayım ve tarihimizin en önemli iki müneccimini anlatayım dedim… MÜNECCİMİN İKİ AYRI GÖREVİ Tarih ve gelecek tahmini hakkında kaleme alınmış olan kitaplarda yüzlerce ve binlerce falcının, kâhinin, medyumun, müneccimin vesairenin ismi vardır ve bu isimlerin en önemlisi, 16. asrın meşhur Fransız kâhini Nostradamus’tur. Bizim, yani Türkler’in Nostradamus’u ise 17. yüzyılın ortalarında yaşamış olanMüneccimbaşı Hüseyin Efendi ile 19. asır kâhini Müştak Baba’dır. Müneccimler, eskilerin “ilm-i nücum” dedikleri iş ile uğraşırlardı. “Nücum”sözü “yıldızlar”, “ilm-i nücum” da “yıldız ilmi” demekti ama müneccim ile zamanımızın astrologları arasında dağlar kadar fark vardı. Müneccimliğin şartı matematiği ve astronomiyi çok iyi bilip devamlı gözlem yapmaktı. Burçların gökyüzündeki durumunu kâğıt üzerinde yorumlayan zamane astrologlarının aksine müneccimin gözü her an gökyüzünde idi. HEM TAKVİM HEM GELECEK TAHMİNİ Saray müneccimlerinin asıl vazifeleri zaten falcılık etmek değil, gökyüzünü inceleyip takvim hazırlamak, yani Ramazan’ı gelişini, bayram günlerini ve namaz vakitlerini belirlemekti. Ama, müneccimlerden bazıları binlerce senelik geleneklere […]